HAYATI ANLA HAYATI YAŞA

............ (nurullahtuna1432@hotmail.com)

KanalD Haber'in ilginç fotoğrafı !
Bugün KanalD Haber'in internet sitesinde yer alan bir haberin fotoğrafını görenler şaşkına döndü. Bakın neden...

Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'ı bugün öğle saatlerinde makamında ziyaret etti. Yaklaşık yarım saat süren bu kritik ziyarete ilişkin herhangi bir açıklama yapılmazken, ziyarete ait fotoğraf da yayımlanmadı. Fakat KanalD Haber'in internet sitesinde "Bir kritik görüşme daha..." başlığıyla verilen haberin fotoğrafı görenleri hayrete düşürdü. Çünkü bu haberde kullanılan fotoğraf ile Korgeneral Pekin'in 3 sene önce Elazığ'da gerçekleştirdiği bir ziyarete ait olan fotoğraf neredeyse bire bir aynıydı. Tabi tek farkla... 2006'da çekilmiş orjinal fotoğrafta yer alan Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu'nun kafası montajlanarak yerine Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal yerleştirilmişti. İşte söze gerek bırakmayan 2 fotoğraf...


25 Ağustos 2006 tarihinde Elazığ'da gerçekleşen ziyaretin fotoğrafı...


Bu da KanalD Haber'e göre bugün gerçekleşen Pekin - Köksal ziyaretinin fotoğrafı !

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

   

 

Tanrım cenaze namazı kaç rekattı?

İmam: Ey! Cemaati müslimin merhuma hakkınızı helal ediyor musunuz?
Feride: ETMİYORUM... Allah’a dürüst olmak zorundayım.

ETMİYORUM! Ben ve kardeşlerim hepimiz İstiklal marşı okuduğumuz ülkemizde İSTİKBAL harbine uğratıldık.

Başımızın altındaki saç sürüsünü görmeye heveslenen KIL ZAAFLI zihniyetle savaşımızı rabbin bizi beklediği makama havale ederek kılıç kustuk ve sustuk. Peruk terminolojisi sizin BAŞINIZIN altından çıktı bize dikte ettiniz.

Bizi fakülte kuklası olmaya zorlayarak içinizin eteklerinden yankılanan sinsi yasalarla kıs kıs gülme mitingleri düzenlediniz ve çıraklarınıza örtüye ıslık çaldırarak ustalığınızı gösterdiniz.

Ağzımızı kapatıp kendilerini gölge altına bizi de göz altına alan jop dehası adamlara da Hakkımı helal etmiyorum.(!)

Deney tüplerinde yasak fokurdatıp dumanını bize çektiren prangalı bilim adamlarına ve ikna odası mezarlığını açıp onurumuzu diri diri gömmeye çalışan SERT er despotluğuna, Tevhideyi yerin dibine sokup kelepçeli vals ilkeleriyle kara dosya kıvıran kıvrak vicdanlı hakimiyete, üç dakikalık karanlık eylemi yaparak elektrik idaresini örtüye kontak ettiren o zamanki DEVLET tiyatrosu replikçilerine ve suflörlerine hepsine hakkımı helal etmiyorum.

Örtüyü merdiven silen kadınların başında bir çaresizlik bayrağı gibi yazan kalemi pasaklı senaristlere, "örtülüler benim konserime" gelmesin deyip piyano tuşunu şarjör olarak kullanan aydın müzisyenlere, “hadi canım hadi İran’a olmadı Arabistan’a olmadı çamaşır asmaya” diyen maket demokratlara, "sizden bir şey olmaz" deyip adımıza paçavra paragraflar diken yazarlıkla bahçıvanlık arasında ODUN PAZARI oluşturan İNCE Cik yazarlarımıza, aptallık yangınına körükle giden ve bizden itfaiyeci olmamızı bekleyen işgüzar sendikalara ET Mİ YO RUM(!)

Benim hakkımın avukatı Allah’tır. O bekle diyorsa bekleriz asıl duruşma topraktan sonraysa topraktan da geçeriz diyordu feride. BAŞIMIZ SAĞ olsun yeter. Ölen özgürlüğümüze şimdilik fatiha okuduysak asıl besmeleyi nerde çekeceğimize BİZ karar veririz..

Esra Elönü - Haber 7

Prof. Nevzat TARHAN Haber 7 İki Türkan Saylan Ve Genelkurmay

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    Artık TSK ile ilgili yazı yazmak istemiyorum ama öyle basiretsizlikler var ki susamıyorum. İnşallah Genelkurmay polemiğe girecek konular açmaz bende eleştirme ihtiyacı hissetmem diyorum ama mümkün değil! Çünkü çok sevdiğim ordumun yanlış yönetilmesi karşısında susmayı sorumsuzluk ve korkaklık olarak görenlerdenim.

19 Mayıs 2009 Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk adımı atılması üzerinden 90 yıl geçti. Aynı gün bilimsel ve sosyal kimliği ile büyük çağrışımlar yapan Türkan Saylan toprağa verildi. Toprağı bol olsun. Herzaman ki gibi marjinal bir kadındı ölümü de hayatı gibi marjinal oldu.

Acaba bir kışlaya Türkan Saylan ismi verilecek mi?

Genelkurmay Başkanı Türkan Saylan’ın evi savcılık tarafından arandığında bir Tümgenerali evine ziyarete göndermişti. Vefatında da bir Kumay Albaya açıklama yaptırdı. Albay Aygün, “Türkan Saylan'ı kaybettik. Atatürk'ün görmek istediği Türk kadınını temsil eden Saylan'ın hizmetleri unutulmayacak ve her zaman saygıyla hatırlanacaktır. Kendisini rahmetle anıyorum” dedi

Sayın Başbuğ’un, açıkca aşırı seveni ve nefret edeni olan marjinal bir kişiyi ölüm gibi duygulu bir anı öne çıkararak yüceltmesi şahsi görüşü olabilir. Saygı duyarız. Ama mesaj gibi algılamayın demesi çelişkiyi gidermedi. Genelkurmay marjinal bir kişiye sahip çıkarak ciddi bir yanlış daha yaptı.

Türkan Saylan marjinaldi çünkü cehaletle mücadeleyi dinle mücadele ile karıştırmış idi. Daha da ilerisi biz yakından tanıyan öğrencisi olmuş bir kişi olarak onun ifadesi ile ‘Eğitimi dinin gölgesinden kurtarma’yı ego ideali edinmiş bir dava kadını olduğunu biliyorduk. Her konuşmasında bunu hissettiriyordu.

Din ve bilimi birleştiren 21 nci yüzyıl bilim felsefesini görmediği için marjinal kalmıştı.

Sayın Genelkurmay Başkanımız “Amacımız mesaj vermek değil. Türkan Saylan'ı anmak istedik. Kendisinin ölümü büyük bir kayıptır. Onu anmak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir borcudur” dedi.

Genelkurmay Mevlana’yı anma törenlerinde de olmalı!

Bir defa Mevlana’yı anma töreninde göremediğimiz Genelkurmayı din karşıtı fikirleri, dava kadınlığı ve aktivistliği ile tanınan bir kişinin anılmasında görmek Anadolu insanının artık kanıma dokunuyor. Mevlana’ya karşı hiç mi bu ordunun borcu yok?!

Bu ordu sadece cehaletle mücadeleyi dinle mücadele olarak algılayanların ordusu değil aynı zamanda cehaletle mücadele ederken dinini sevenlerin de ordusu. Herkese eşit mesafede durması gereken Sayın komutan yanlış yapmaktadır.

Sayın Saylan’ı kutsallaştırarak sevenlerden biri Genelkurmay Başkanımız olabilir. Fakat Sayın Genelkurmay Başkanımız şahsi kimliği ve görüşleri ile resmi kimliği ve görüşlerini karıştırmakla tarihi bir hata daha yaptı.

Saylan davası için çile çekti çalıştı çalıştı çalıştı... Karşılığını da bıraktığı nesiller ve idol haline getirilmesi ile aldı.Ölümünü ve dolayısıyla kişiliğini 19 Mayıs tan daha öne çıkaran siyasi grublar vardı ve doğal idi.Kişiliği Türkiyeyi birleştiren bir kişilik değildi.

Bilim kadını olan birinci kişiliği ve idealistliği çok kimsenin saygı duyduğu şahsiyeti idi. Ancak din karşıtı, cehaletle mücadeleyi dinle mücadele olarak ele alan ikinci kişiliği çok tepki çeken politize ‘Ordu göreve’ söylemi ile birleşmiş militarist bir antigelenekçiydi.

Fakat  toplum içinde siyasi çağrışımları olan olaylarda ve marjinal konularda sessiz kalarak müdahil olmaması ve böylece toplumun bütününü kucaklaması gereken Genelkurmay Başkanımız yine hata yaptı.

19 Mayıs ruhu ile Türkan Saylan’ın ilişkisi

Sayın Türkan Saylan hataları ile sevapları ile aramızdan ayrıldı. Bizden ona yaşam felsefesine göre güzel temennilerde bulunmak düşer. Ama Sayın Saylan’ın idolleştirilerek kendi kültürümüze uymayan bir kuşak yetişmesi için çabalayanları tanımamız gerekir.

Çünkü Sayın Saylan yaşam biçimi ve tercihleri ile Türkiye’yi kendi kültüründen uzaklaştırarak modernleştirmek isteyenlerin yani İngiliz-Fransız yaşam biçimini ve kültürünü yüceltenlerin temsilcisi olmuştur.

19 Mayıs 1919’da Anadolu’da başlayan hareketin ruhu bu değildi. Askeri ve siyasi olarak yendiğimiz İngiliz ve Fransız’lara kültürel olarak yenilmek 19 Mayıs 1919 Bandırma Gemisi’nde ve Amasya, Sivas ve Erzurum’da ve 1923’de hedeflenen ideal değildi.

Gerçek Atatürk’un ruhunu incitecek abartılara takılmak marjinal kişiliklere sahip çıkmak Genelkurmay Başkanının eylemi olamaz. Çünkü Atatürk dinle mücadele etmedi cehaletle mücadele etti. İnönü çizgisi dinle mücadele etti. Olayları ayrıştırarak analiz edelim.

Ordumuzun borçlu olduğu atalarımızı sayabilir miyiz?

Mevlana gibi evrensel bir kişiliği kışlasına isim olarak vererek bu hata ancak telafi edilebilir.

Silahlı kuvvetlerin Türkan Saylan’a borçlu olduğundan bin misli daha fazla Yesevi’ye, Mevlana’ya,Yunus’a, Edebali’ye, Akşemsettin’e, Mehmet Akif’e borcu vardır. Lütfen bu borçları da hatırlayıp ödeyelim.

Maalesef apaçık  mesaj olan söylemlerle mesaj değil diye çocuk kandırır gibi toplumu kandırmaya çalışmak hiç doğru olmadı.

Her anma töreni müteveffanın fikirlerini hatırlatıp mesaj verme törenidir. Halk bunun farkında değil mi zannediyorsunuz?

Lütfen anlayınız artık Sayın Generalim.

Ya İmam Hatip bahçesinde çıksa idi

Gelin tersten düşünülelim. O silahlar Fatih Çarşamba’da veya bir İmam Hatip Lisesinin bahçesinde çıksa böyle savunma yapılabilir miydi, yoksa yeni bir irtica dalgası mı başlatılırdı?

Ya İmam Hatip bahçesinde çıksa idi

Türkiye değişiyor artık, birkaç generalin ve siyasetçinin peşine takılan Türkiye değil, general ve siyasetçiyi değiştiren Türkiye dönemi başladı.
 
Sayın Başbuğ’u izledik sanki üniforma giymiş Süleyman Demirel konuşuyordu. Çok şey söyledi ama söylenmemesi gerekeni de  ustaca sakladı.
 
Basın toplantısının asıl amacının kamuoyu önünde güven artırma çabası olduğu anlaşılıyor. Çünkü toplumun sevgi ve güvenini kazanamayan ordunun yönetilemeyeceğini anladı Sayın Genelkurmay Başkanımız.
 
Hukukçulara mesajlar
Basın toplantısının topluma en büyük kazancının da artık savcı ve yargıçların ‘Asker ne der’ kaygısı ile konjonktürel karar verme gerekçelerinin ortadan kalktığını görmemiz oldu.
 
Eğer terör savcıları zaaflarının kurbanı olup kendilerini yıpratacak konuşmalar yapmazlarsa cesaretle olayların üzerine gitmelerine bir engel kalmamıştır.
 
Açıklık ve samimiyet vurgusu
Çok rahat ve kendisinden emindi. İlk defa bir Genelkurmay Başkanı demokrasiye inanmayan bizde barınamaz dedi. Darbe isteyen bizde barınamaz dedi. Hukuk devletinde kimse mahkemeyi destekleme veya desteklememe hakkına sahip değildir dedi.
 
Bunlar geçte olsa duymaktan mutlu olduğumuz sözlerdi.
 
Darbeye karşıyız ama...
Fakat Sayın Başbuğ darbeler yanlıştır demedi, ordunun içinde darbeci yoktur derken ilerde ne kadar mahcup olabileceğini düşünemedi. Ergenekon davasının görevdeki generallere uzanmayacağından bu kadar nasıl emin olabiliyor?
 
Acaba ‘Ben kendiliğimden kendi adamlarımı yedirmem ama açığı olan birisini de savunmam’ diyorsa bu da bir yöntemdir. Ama kamuoyuna güven vermiyor.
 
İki ihtilal dört muhtıra vermiş bir gücü savunurken cezaevine gönderilen korgeneral’in iki orgenerali ziyaretini diğer subayları ziyaret etmemesini gizledi.
 
Dağda akredite
Akredite konusunda etik standartların ne olduğunu bilmiyoruz ama keyfiliğin nasıl önleyeceğini zaman içinde göreceğiz.
 
Cihan Haber Ajansı muhabirinin dağda akredite uygulanarak bırakılmasını Sayın Başbuğ kendisi gündeme getirdi ve samimi rahatsız olduğu anlaşılıyordu.
 
TSK Poyrazköy ilişkisi
‘Yerden fışkıran silah’ sözünün toplumda karamsarlık uyandıracağını söylerken, cephaneliklerle Türk Silahlı Kuvvetleri ile bağlantı kurulmasından rahatsız olduğunu söylerken haklıydı.
 
Ancak bu haklılığı o silahlar Fatih Çarşamba’da veya bir İmam Hatip Lisesinin bahçesinde çıksa savunacakmıydı Sayın Generalimiz emin değiliz? Yoksa yeni bir irtica dalgası mı başlatılırdı acaba?
                             
GATA ve ahlaksızlık
GATA’da Ergenekon sanıklarının hukuktan kaçırılması iddiasına tepki verirken çok ağır ve sert konuştu. Ancak GATA’ ya sevk için çırpınmaların ahlakiliğini gözardı etti.GATA’da bu kadar uzun tutuklu hasta yatmasının bilimsel gerekçesi yoktu.
 
Dış bilirkişi denetimi yapılmadı. Tabip Odası’nın sevkle ilgili yorumunu yatış ile ilgili yorum olarak değerlendirdi. Eğer GATA’daki doktorlar hastayı sağlam gerekçe olmadan uzun süre yatırıyorlarsa ve bu konuda ‘delilleri karartmak’tan yargılanırlarsa Genelkurmay Başkanının onlara sahip çıkmayacağını anlayabiliriz.
 
Cemaatlar ve laiklik
Sayın Genelkurmay Başkanımızın bu soru sorulduğunda cevabı verirken sosyoloji vurgusu yapması çok doğruydu. Din konusu açıldığında hemen laiklik vurgusunun yapılmasına alışmış toplumu bu ifadeler şaşırttı ve sevindirdi.
 
“Siz başka dünyada yaşıyorsunuz”
Bu söz 2006 YAŞ toplantısında Başbakan’ın Hava Kuvvetleri Komutanı’nın ümmetçi isnadı üzerine söylediği bir sözdü. Şimdi o söze gerek kalmadı diyebilecek miyiz zaman gösterecek.
 
O YAŞ toplantılarında çok subay ‘İrticayı cesaretlendirmeyelim, içlerine korku salalım’ gerekçesi ile yargısız infaza maruz kalmıştı. O ekmeği ve onuru ile oynanan subay, astsubayların düşüncelerinden başka suçları yoktu.
 
Dinin psikososyal bir gerçeklik olduğunun Genelkurmay Başkanı tarafından fark edilmesi sevindirici idi.
 
Laikliğin bir yaşam tarzı değil yönetim biçimi olduğunun anlaşılması için biraz daha bekleyeceğiz ama kendi modernimizi oluşturmaya başladık bile.
 
Siyasette modernleşme demokrasi ve özgürlük demektir.
Dinde modernleşme taassuptan uzaklaşma demektir
Askerde modernleşme siyasetten elini çekme demektir
Devletin modernleşmesi bireyi ezmemesi demektir
Bireyin modernleşmesi özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı olmayı başarması demektir.
Toplumun modernleşmesi bu saydıklarımın hepsi demektir.
Çağdaşlığı gardrop modernliğine indirgeyenlerin kulakları çınlasın...
 
Devlet dinden elini çekerse, dini cemaatler de siyasetten elini çekerler.
Devlet hizmetine girip yükselerek yetkilerin zorbalar grubunda toplanmasını sağlayan resmi ideolojinin toplumda karşılığı yoktur.
 
Ergenekon lobisinin toplum mühendisliğinin sonuna yaklaştığımızı söyleyebiliriz.
.
NEVZAT TARHAN – HABER 7

Meslekten ihracı istenen Eminağaoğlu’nun, henüz karar çıkmamış davalar hakkında gazetecilere yönlendirme amaçlı bilgi sızdırdığı belirlendi. Seçim öncesi Baykal ile oturup aday da belirlemiş.

YARGININ siyasallaştırıldığı iddiasıyla sık sık kamuoyunun önüne çıkan, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili savcılar ve emniyet güçlerini bilgi sızdırmakla suçlayan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan soruşturma dosyasında ağır suçlamalara yer verildi. 10 sayfalık soruşturma evrakında meslekten ihracı istenen YARSAV Başkanı, ‘Bilgi sızdırmak’, ‘Kusurlu ve uygunsuz hareket ve ilişkilerle mesleğin şeref ve nüfuzu ile şahsi onur ve saygınlığı yitirmek’, ‘Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken, resmi sıfatına yakışmayacak şekilde siyasal davranış ve söylemler sergilemek’, ‘Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla bağdaşmayacak şekilde bir kısım kişiler ve gazetecilerle ilişki içinde bulunmak’la suçlanıyor. İşte suçlamalara neden olan ilişkilerden bazıları:

SAVCI ÖZ KAMPANYASI 

Cumhuriyet gazetesi yazarı İlhan Taşçı ile 29 Kasım 2008 tarihinde Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün terfi ettirilmemesi için görüşme yapmak. Terfiye karar verecek Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin hepsinin cep telefonlarını Taşçı’ya vermek. 

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz aleyhinde girişimlerde bulunmak, basında Öz aleyhine haber çıkmasını sağlamak. Bu konuda görüştüğü gazetecilere ‘ismimi yazmayın’ uyarısı yaptıktan sonra bilgi servisi yapmak.

‘BOMBA HABERLERİM VAR’ 

Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun Başbakanlık bürokratları ile ilgili yaptığı gizli bir toplantının içeriğini bazı gazetecilere sızdırmak. Sızdırdığı bilgilerin gazetelerde yer alması üzerine gazetecileri arayıp tebrik etmek. 

Gazetecilerle ‘Size bomba haberlerim var’, ‘Manşetlik haber vereceğim’ türü çağrılarla bilgi sızdırmak. Bir gazetecinin ‘Bu manşet olmayabilir’ sözleri üzerine ‘Gerekirse gelir gazetenizin yöneticileriyle görüşürüm’ diyerek istediği yönde haber yaptırmaya çalışmak. Bu uğurda bazı gazeteleri ziyaret edip görüşmeler yapmak.

ERGENEKON’A DANIŞMANLIK 

Halen yargılaması devam eden ve temyiz aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla tebliğname hazırlanması muhtemel bulunan Ergenekon davasıyla ilgili açıklamalar yapmak, baskın ve arama yapılan zanlıların adreslerini ziyaret etmek, telefon görüşmeleri yapmak. 

Ergenekon soruşturması kapsamında 7 Ocak 2009’da gözaltına alınan Engin Aydın’ın avukatıyla telefonla görüşüp ‘Emniyetteki sorguda ne sorulursa sorulsun cevap vermesin. Derhal savcılık önüne çıkmak istiyoruz desin’ diye yönlendirmede bulunmak. HABER MERKEZİ

CHP’ye aday ismi vermiş


YARSAV Başkanı’nın teknik takibe takılan bir başka konuşmasında ise CHP lideri Deniz Baykal’a belediye başkan adayı tavsiyesinde bulunduğu belgelendi. Eminaoğoğlu, 23 Aralık 2008’de CHP Genel Merkezi özel kalemini telefonla arayarak, Baykal’a iletmek istediği bir dosya için randevu almış. Eminağaoğlu, aynı gün T.B. adlı kişiyle yaptığı telefon görüşmesinde, Baykal, Sav’la yaptığı görüşmeyi isimleri kodlayarak anlatıyor ve bazı adayların belirlenmesi hakkında konuştuklarını söylüyor.